Eğitim benim için bilgi aktarmaktan çok, düşünmeye ve davranışa alan açma sürecidir. Bugünün çalışma dünyasında insanlar zaten pek çok şey biliyor; asıl ihtiyaç, bu bilgiyi karar anına, ilişkilere ve gerçek iş temposuna taşıyabilmek.
Bu nedenle eğitimleri; dinlenip geçilen içerikler olarak değil, durduran, fark ettiren ve harekete geçiren deneyimler olarak tasarlıyorum. Amacım “doğruyu anlatmak” değil; kişinin ve ekibin kendi doğrularını daha net görmesini sağlamak.
Tek başına bilgi kalıcı olmuyor. Gerçek öğrenme; denendiğinde, uygulandığında ve üzerine düşünüldüğünde gerçekleşiyor. Bu yüzden eğitimlerde gerçek vakalar, katılımcıların kendi deneyimleri ve iş hayatındaki somut durumlar merkezde yer alıyor. Öğrenilenlerin, günlük iş pratiğiyle bağ kurmasına özellikle önem veriyorum.
Eğitimlerde sadece bireye odaklanmam. Çünkü davranış, çoğu zaman kişinin tek başına değil, içinde bulunduğu sistemle birlikte şekillenir. Bu nedenle bireysel farkındalık, ekip dinamikleri ve organizasyonel gerçeklik birlikte ele alınır. Kişisel iyilik hâli ile iş sonuçları arasındaki ilişki görünür kılınır.
Çalışmalarımda koçluk, nörobilim ve takım zekâsı perspektiflerini birlikte kullanırım. İnsan zihninin güven olmadan öğrenmediğini, bağ kurmadan iş birliği yapmadığını ve anlam bulmadan sorumluluk almadığını biliyorum. Eğitimlerin gerçekten işe yaraması, bu insani gerçekliği dikkate almakla mümkün.
Benim için iyi bir eğitim; daha net kararlar, daha güçlü ilişkiler, daha fazla sorumluluk alma ve daha dayanıklı liderler ve ekipler yaratır. Hızlı çözümlerden çok, kalıcı etkiyi önemserim. Öğrenilenlerin yalnızca bireye değil, birlikte çalışılan tüm sisteme hizmet etmesini hedeflerim.
Çünkü benim durduğum yer çok net:
Kendimizin iyiliği önemli. Ama bu iyilik, birlikte çalıştığımız herkesin ve her şeyin iyiliğine hizmet ettiğinde anlamlı.